AYAĞI ZİLLİ GENÇ
Bir kasaba Papazı etrafın rahatlıkla görülebildiği yüksek kilise bahçesinde oturuyordu. Uzaktan temiz giyimli eli yüzü düzgün bir gencin kiliseye doğru geldiğini gördü. Genç yürüyüşüne asalet katan ağır adımlarla yürüyordu.
Genç yaklaştıkça Papaz ilginç bir ayrıntı fark etti. Genç yürüdükçe garip bir zil sesi geliyordu. Bir an içinden “acaba hayalleniyor muyum?” diye geçirdi ve bir daha dikkat kesildi. Evet, genç yürüdükçe etraftan zil sesleri yükseliyordu.
Genç kilise bahçesine girip Papaz’a yaklaştı.
- Selam Papaz Efendi.
- Selam delikanlı.
- Ben günah çıkartmak için geldim.
Papaz bir yandan,
- "hoş geldin hoş geldin” diyerek genci karşılıyor bir yandan da üstten aşağı onu süzüyordu. Bakışları gencin ayaklarına geldiğinde şaşkınlığının kaynağını bulmuştu. Gencin ayakkabısının her yanı küçük küçük ziller ile doluydu.
- Hele gel otur. Önce şu ayakkabının sırrı nedir bir söyler misin? Niçin ayakkabılarının etrafı zillerle dolu? dedi Papaz.
Genç, Papazın karşısına oturdu:
- Papaz Efendi biliyorsunuz yaz mevsimindeyiz ve kasabamızın yolları toprak. Yollar karınca, börtü böcek dolu. İnsanlar çoğu zaman zaman istemeseler bile onları ezerek yürüyorlar. Ben ayakkabılarımın etrafına ziller taktım ki, zil seslerini duyan börtü böcek kaçışsın ve ben onları ezmek zorunda kalmayayım.
Bu ince düşünce karşısında Papaz’ın neredeyse nutku tutuldu ve ne diyeceğini bilemez hale geldi. Duygulanan Papaz içinden “Tanrım, zannedersem güneşi ve yağmuru böylesi gençlerin yüzü suyu hürmetine bizden esirgemiyorsun. Kasabamıza kilisemize böylesi bir genç verdiğin için sana şükürler olsun” diye geçirdi.
Genç bir kez daha nazik bir ses tonuyla;
- Ben günah çıkartmak istiyorum Papaz Efendi, dedi.
Papaz hayran hayran gence bakıyorken bir kez daha içinden “Acaba böylesine ince bir ruh nasıl basit bir şeyden rahatsız oldu da onu günah olarak gördü ve tövbe etmek istiyor” diye geçirdi. Bir yandan da gerçekten gencin günah olarak ne söyleyeceği konusunda meraklandı.
İçeri geçtiler. Her şey hazır olduğunda genç konuşmaya başladı:
- Papaz Efendi benim ailem sütçülük yapıyor ve ben de dağıtımda onlara yardım ediyorum. Geçenlerde aşağı sokakta tacir Michael’in sütünü götürmüştüm. O evde yoktu. Sütü almak için eşi karşıladı. Nasıl oldu bilmiyorum biz olmadık işler yaptık!
Papazın keyfi kaçtı, birden yüzü düştü ama hemen kendini toparlayarak içinden “düşmez kalkmaz bir tek Tanrı’dır. Hem pişmanlık duymuş, kınamamalıyım” diye geçirdi ve gence:
- Evladım! İnsandır hata yapar. Önemli olan hatalarımızdan ders çıkarıp pişman olabilmek ve tekrar doğruluk yoluna dönebilmektir. Dedi.
Rahatlamış bir yüz ifadesi ile genç tekrar konuşmaya başladı:
- Teşekkür ederim Papaz Efendi. Ama ben bir şey daha söyleyeceğim. Geçenlerde bir gün Demirci Boris’in dul eşinin sütünü götürmüştüm. Kapıyı açınca birden kendimi kaybettim ve onu bazı işlere zorladım, olur olmaz işler oldu!
Papazın tadı tuzu tamamen kaçtı. Düşünceleri darmadağın olmuştu. Yüzü tamamen asıldı. Ama hızla kendini toparladı ve içinden “ben n’apıyorum. Tamam, ayağı kaymış ama pişman da olmuş. Yardımcı olmalıyım” diye geçirdi. Biraz kızgın biraz şaşkın biraz kınayıcı ama halen nasihat içeren bir ses tonu ile:
- Evladım! En hassas olmamız hayatta en çok dikkat etmemiz gereken şey kul hakkıdır. Kul hakkının en yücesi ise namustur. Başkalarının namusunu kirletme Tanrı katında en büyük suçtur. Çok büyük bir günaha bulaşmışsın. Ama Tanrı’dan ümit kesilmez. Çok dikkatli olmalıyız. Dedi.
Biraz hinlik biraz kurnazlık içeren yapmacık bir mahcubiyetle genç:
- Çok haklısınız Papaz Efendi. Hoşgörünüz ve nasihatleriniz için de ayrıca teşekkür ederim. Müsaade ederseniz bir şey daha söyleyeceğim. Dedi.
Papaz boş gözlerle gence bakıyorken sadece:
- Hı hı! Dedi.
Genç yeniden söze başladı:
- Geçenlerde geniş aile ile pikniğe gittik. Halamlarda vardı. Halamın nişanlı bir kızı var. Kırda bayırda koşup eğleniyorken onu ailenin olduğu yerden epey uzağa götürdüm. Orada da olmadık işler oldu! dedi.
Papaz elindeki İncil’i saygıyla masanın üzerine bıraktıktan sonra hiddet ve kandırılmışlık duyguları ve de oldukça kızgın ve aşağılayıcı bir ses tonu ile bağırdı:
- Ulan g.v.t! Ulan d.yy.s! Ulan p.z.v.nk! Ulan Zilli! Ayağındaki şu zilleri çıkar da şeyine tak.. Yoksa tüm kasabanın ırzı kirlenecek.
◇◇◇
PEKİ, AYAĞI ZİLLİLER KİMLERDİR?
● Devletin 200 - 300 Milyon' dolarını vurgun yapmış ama 'saçımın teli göründü' diye ortalığa düşenlerin ayağı zillidir.
● İşyerinde israf olmasın diye atık kâğıdın arka yüzünü kullandıktan sonra ihaleyi yandaşa verenin ayağı zillidir.
● Dairede israf diye iki lambadan birini söndürüp vatandaşın işlerini adalet üzere değil de partizanlık üzerinden yapıp eden her amir ve memurun ayakları zillidir.
● 'Sünnet' diye yemek sofrasında ekmek ufantılarını topladıktan sonra kaç milyonluk aracıyla camiye gidenlerin ayakları zillidir.
● Allah, Kuran, bayrak, vatan, millet kelimelerini ağzından düşürmeyip yandaşlık, yardakçılık, kayırmacılık, torpil yapan herkesin ayakları zillidir.
● Asgari ücretin 17.000 TL olduğu bir memlekette kaç yüz milyon Dolar'lara cami yapılmasını kutsayan adamın ayakları zillidir.
● 'Kılıç hakkıdır' diye canla başla filan kilisenin camiye çevrilmesini savunup da ülkedeki onlarca Amerikan ve Nato üslerine gık çıkarmayanların ayakları zillidir.
● "Allah adildir, adaleti ister!" dedikten sonra kendi gibi düşünmeyen, kendi gibi inanmayan herkesi “öteki” görenlerin ayakları zillidir.
● Garibe, gurebaya, halka, vatandaşa fakirliği tavsiye edip, kendi karun gibi yaşayan herkesin ayakları zillidir.
● Camide cemaate “Peygamber yarım hurma ile oruç tuttu, Halife Ömer yamalı cübbe giyindi" vaazı verdikten sonra, bilmem kaç milyon liralık zırhlı makam araçlarına binip, villalarda oturan herkesin ayakları zillidir.
● Piyango bileti aldı diye vatandaşa kızıp da, piyangoyu işleten adama “işadamı” muamelesi yapanların ayakları zillidir.
● Bir bira içti diye vatandaşa demediğini bırakmayan ama bira fabrikası açan ve onu vergilendirenlere “halife” muamelesi yapanların ayakları zillidir.
● Bütün bunları görmesine, duymasına, bilmesine rağmen itiraz etmeyen herkesin ayakları zillidir.
Alıntıdır
Bir kasaba Papazı etrafın rahatlıkla görülebildiği yüksek kilise bahçesinde oturuyordu. Uzaktan temiz giyimli eli yüzü düzgün bir gencin kiliseye doğru geldiğini gördü. Genç yürüyüşüne asalet katan ağır adımlarla yürüyordu.
Genç yaklaştıkça Papaz ilginç bir ayrıntı fark etti. Genç yürüdükçe garip bir zil sesi geliyordu. Bir an içinden “acaba hayalleniyor muyum?” diye geçirdi ve bir daha dikkat kesildi. Evet, genç yürüdükçe etraftan zil sesleri yükseliyordu.
Genç kilise bahçesine girip Papaz’a yaklaştı.
- Selam Papaz Efendi.
- Selam delikanlı.
- Ben günah çıkartmak için geldim.
Papaz bir yandan,
- "hoş geldin hoş geldin” diyerek genci karşılıyor bir yandan da üstten aşağı onu süzüyordu. Bakışları gencin ayaklarına geldiğinde şaşkınlığının kaynağını bulmuştu. Gencin ayakkabısının her yanı küçük küçük ziller ile doluydu.
- Hele gel otur. Önce şu ayakkabının sırrı nedir bir söyler misin? Niçin ayakkabılarının etrafı zillerle dolu? dedi Papaz.
Genç, Papazın karşısına oturdu:
- Papaz Efendi biliyorsunuz yaz mevsimindeyiz ve kasabamızın yolları toprak. Yollar karınca, börtü böcek dolu. İnsanlar çoğu zaman zaman istemeseler bile onları ezerek yürüyorlar. Ben ayakkabılarımın etrafına ziller taktım ki, zil seslerini duyan börtü böcek kaçışsın ve ben onları ezmek zorunda kalmayayım.
Bu ince düşünce karşısında Papaz’ın neredeyse nutku tutuldu ve ne diyeceğini bilemez hale geldi. Duygulanan Papaz içinden “Tanrım, zannedersem güneşi ve yağmuru böylesi gençlerin yüzü suyu hürmetine bizden esirgemiyorsun. Kasabamıza kilisemize böylesi bir genç verdiğin için sana şükürler olsun” diye geçirdi.
Genç bir kez daha nazik bir ses tonuyla;
- Ben günah çıkartmak istiyorum Papaz Efendi, dedi.
Papaz hayran hayran gence bakıyorken bir kez daha içinden “Acaba böylesine ince bir ruh nasıl basit bir şeyden rahatsız oldu da onu günah olarak gördü ve tövbe etmek istiyor” diye geçirdi. Bir yandan da gerçekten gencin günah olarak ne söyleyeceği konusunda meraklandı.
İçeri geçtiler. Her şey hazır olduğunda genç konuşmaya başladı:
- Papaz Efendi benim ailem sütçülük yapıyor ve ben de dağıtımda onlara yardım ediyorum. Geçenlerde aşağı sokakta tacir Michael’in sütünü götürmüştüm. O evde yoktu. Sütü almak için eşi karşıladı. Nasıl oldu bilmiyorum biz olmadık işler yaptık!
Papazın keyfi kaçtı, birden yüzü düştü ama hemen kendini toparlayarak içinden “düşmez kalkmaz bir tek Tanrı’dır. Hem pişmanlık duymuş, kınamamalıyım” diye geçirdi ve gence:
- Evladım! İnsandır hata yapar. Önemli olan hatalarımızdan ders çıkarıp pişman olabilmek ve tekrar doğruluk yoluna dönebilmektir. Dedi.
Rahatlamış bir yüz ifadesi ile genç tekrar konuşmaya başladı:
- Teşekkür ederim Papaz Efendi. Ama ben bir şey daha söyleyeceğim. Geçenlerde bir gün Demirci Boris’in dul eşinin sütünü götürmüştüm. Kapıyı açınca birden kendimi kaybettim ve onu bazı işlere zorladım, olur olmaz işler oldu!
Papazın tadı tuzu tamamen kaçtı. Düşünceleri darmadağın olmuştu. Yüzü tamamen asıldı. Ama hızla kendini toparladı ve içinden “ben n’apıyorum. Tamam, ayağı kaymış ama pişman da olmuş. Yardımcı olmalıyım” diye geçirdi. Biraz kızgın biraz şaşkın biraz kınayıcı ama halen nasihat içeren bir ses tonu ile:
- Evladım! En hassas olmamız hayatta en çok dikkat etmemiz gereken şey kul hakkıdır. Kul hakkının en yücesi ise namustur. Başkalarının namusunu kirletme Tanrı katında en büyük suçtur. Çok büyük bir günaha bulaşmışsın. Ama Tanrı’dan ümit kesilmez. Çok dikkatli olmalıyız. Dedi.
Biraz hinlik biraz kurnazlık içeren yapmacık bir mahcubiyetle genç:
- Çok haklısınız Papaz Efendi. Hoşgörünüz ve nasihatleriniz için de ayrıca teşekkür ederim. Müsaade ederseniz bir şey daha söyleyeceğim. Dedi.
Papaz boş gözlerle gence bakıyorken sadece:
- Hı hı! Dedi.
Genç yeniden söze başladı:
- Geçenlerde geniş aile ile pikniğe gittik. Halamlarda vardı. Halamın nişanlı bir kızı var. Kırda bayırda koşup eğleniyorken onu ailenin olduğu yerden epey uzağa götürdüm. Orada da olmadık işler oldu! dedi.
Papaz elindeki İncil’i saygıyla masanın üzerine bıraktıktan sonra hiddet ve kandırılmışlık duyguları ve de oldukça kızgın ve aşağılayıcı bir ses tonu ile bağırdı:
- Ulan g.v.t! Ulan d.yy.s! Ulan p.z.v.nk! Ulan Zilli! Ayağındaki şu zilleri çıkar da şeyine tak.. Yoksa tüm kasabanın ırzı kirlenecek.
◇◇◇
PEKİ, AYAĞI ZİLLİLER KİMLERDİR?
● Devletin 200 - 300 Milyon' dolarını vurgun yapmış ama 'saçımın teli göründü' diye ortalığa düşenlerin ayağı zillidir.
● İşyerinde israf olmasın diye atık kâğıdın arka yüzünü kullandıktan sonra ihaleyi yandaşa verenin ayağı zillidir.
● Dairede israf diye iki lambadan birini söndürüp vatandaşın işlerini adalet üzere değil de partizanlık üzerinden yapıp eden her amir ve memurun ayakları zillidir.
● 'Sünnet' diye yemek sofrasında ekmek ufantılarını topladıktan sonra kaç milyonluk aracıyla camiye gidenlerin ayakları zillidir.
● Allah, Kuran, bayrak, vatan, millet kelimelerini ağzından düşürmeyip yandaşlık, yardakçılık, kayırmacılık, torpil yapan herkesin ayakları zillidir.
● Asgari ücretin 17.000 TL olduğu bir memlekette kaç yüz milyon Dolar'lara cami yapılmasını kutsayan adamın ayakları zillidir.
● 'Kılıç hakkıdır' diye canla başla filan kilisenin camiye çevrilmesini savunup da ülkedeki onlarca Amerikan ve Nato üslerine gık çıkarmayanların ayakları zillidir.
● "Allah adildir, adaleti ister!" dedikten sonra kendi gibi düşünmeyen, kendi gibi inanmayan herkesi “öteki” görenlerin ayakları zillidir.
● Garibe, gurebaya, halka, vatandaşa fakirliği tavsiye edip, kendi karun gibi yaşayan herkesin ayakları zillidir.
● Camide cemaate “Peygamber yarım hurma ile oruç tuttu, Halife Ömer yamalı cübbe giyindi" vaazı verdikten sonra, bilmem kaç milyon liralık zırhlı makam araçlarına binip, villalarda oturan herkesin ayakları zillidir.
● Piyango bileti aldı diye vatandaşa kızıp da, piyangoyu işleten adama “işadamı” muamelesi yapanların ayakları zillidir.
● Bir bira içti diye vatandaşa demediğini bırakmayan ama bira fabrikası açan ve onu vergilendirenlere “halife” muamelesi yapanların ayakları zillidir.
● Bütün bunları görmesine, duymasına, bilmesine rağmen itiraz etmeyen herkesin ayakları zillidir.
Alıntıdır
28 gün önce